|
GENEL
OLARAK
SINAÎ
HAKLAR
Tanımı,
Amacı
ve
Kapsamı
:
Sınai
haklar,
genel
anlamda,
özellikle
fikri
ve
kişisel
bir
çaba
sonucu
ortaya
çıkan,
çoğu
zaman
ince
bir
zekanın
ürünü
olan,
yeniliği
ve
gelişmeyi
hedefleyen
buluşların
ya
da
unsurların
korunmasını
amaçlayan
haklardır.
Sınai
hakların
konusunu
oluşturan
buluşlar
ya
da
unsurlar,
kişisel
bir
çabanın/zekanın
ürünü
olmakla
birlikte,
bireysel
gelişimden
çok
ülkelerin
gelişimine
katkıda
bulunmaktadırlar.
Hatta
katkıda
bulunmaktan
da
öte,
ülke
sanayisinin
taşıyıcı
gücü
olmaktadırlar.
Bu
nedenle,
korumaya
ve
gelişmeye
yönelik
uygulamalar
devlet
otoritesiyle
sağlanmaktadır.
Sınai
haklar;
buluşu
yapanlara,
tasarımları/özgün
çalışmaları
ilk
uygulayanlara,
ticaret
alanında
mallarını/hizmetlerini
ayırd
etmek
için
belirli
işaret
ve
adlandırmaları
kullananlara
belirli
bir
süre
için
veya
koşullarını
yerine
getirmek
kaydıyla
sürekli
olarak
tekel
sağlamaktadır.
Bu
durumu,
buluş
ya
da
unsurları
ortaya
koyanları,
ilerlemeye/gelişmeye
sağladıkları
katkılarından
dolayı
bir
nev’i
ödüllendirmek
ve
teşvik
etmek
olarak
algılamak/değerlendirmek
mümkündür.
Ülkemizde
de,
yavaş
yavaş
haklı
yerini
bulmaya
devam
eden
belli
başlı
sınai
haklar
şunlardır:
•
Patentler
ve
Faydalı
Modeller,
•
Markalar,
•
Endüstriyel
Tasarımlar,
•
Coğrafi
İşaretler,
•
Entegre
Devre
Topoğrafyaları.
Tarihsel
Gelişimi
:
Sınai
hakların
korunması
kavramı
ilk
olarak
orta
çağ
sonlarında,
Rönesans
dönemi
başlarında
ortaya
çıkmıştır.
Bu
konudaki
korumaya
dönük
anlayışın,
1443
yılında,
ilk
ortaya
çıktığı
yer
Venedik’tir.
Ve,
yine
ilk
yasal
düzenleme
de,
“Patent
kanunu”
adı
altında,
1474
yılında
Venedik’te
uygulamaya
konulmuştur.
Uygulama,
krallıktan
alınan
ve
bir
buluşa
ya
da
ürüne
tekel
hakkı
verilmesi
şeklindeydi.
Bazı
yazılı
kaynaklara
göre
de
patent
sisteminin
kanunlaşmasına
ve
gelişmesine
İngiltere’nin
öncülük
etmiştir.
Patentlerin
kaynağını
14.
yüzyılda
İngiltere’de
verilmiş
patent
belgelerine
kadar
götürmek
mümkündür.
Verilen
bu
belgeler,
yeni
bir
buluşu
ilk
defa
yapan
ya
da
yeni
bir
teknolojiyi
ilk
defa
ithal
edenlerin,
yeni
bir
iş
kurabilmelerini
sağlayacak
kadar
yeterli
bir
süre
için
tekel
hakkından
faydalanması
amacını
güdüyordu.
Dünyada
buluşların
korunmasına
yönelik
ikinci
yasal
uygulama
1623
yılında
İngiltere’de
kabul
edilen
“İngiliz
Tekel
Kanunu”dur.
Bu
yasa,
buluşun
İngiltere
açısından
yeni
olması,
devlet
için
bazı
faydalar
sağlaması
gibi
koşulların
yanında,
hakkın
yalnızca
İngiltere
sınırları
içinde
geçerliliğini
öngören
mülkilik
ilkesini
de
kapsamaktaydı.
Yine
bu
yasayla
koruma
süresi
de
sınırlandırılmış
ve
14
yıl
olarak
belirlenmişti.
Akabinde,
bu
ilkeler
diğer
ülkeler
tarafından
da
benimsendi.
Amerika
Birleşik
Devletleri’nde
de,
İngiltere
modelinden
esinlenerek
hazırlanan
sistemini,
1790
yılında
kabul
edilen
“Patent
Kanunu”
ile
yasal
bir
statü
kazanarak
yürürlüğe
girmiştir.
Bu
yasanın
dayanağı;
1787
yılında
bağımsızlığını
kazandıktan
sonra
kabul
edilen
anayasaya
koydukları,
“Faydalı
teknoloji
ve
bilimlerin
geliştirilmesi
için,
parlamento,
buluş
yapanlara
belirli
süreyle
sınırlı
ve
münhasır
haklar
sağlayacaktır.”
hükmüydü.
Amerika’dan
1
yıl
sonra
1791
yılında
yürürlüğe
giren
“Fransız
Patent
Kanunu”
buluşları
incelemeksizin
patent
verme
esasına
göre
yapılandırılmıştır.
Rusya’da
1815
yılında,
İtalya’da
1864
yılında
ve
incelemeli
patent
sistemini
benimsemiş
olan
Almanya’da
ise
1877
yılında
patent
kanunu
yürürlüğe
koyuldu.
1885
yılında
ise
Japonya
Patent
Kanunu
yürürlüğe
girdi.
“Osmanlı
İhtira
Beratı
Kanunu”
ise
03
Mart
1879
tarihinde,
Fransız
Patent
Kanunu’ndan
olduğu
gibi
çevrilerek
yürürlüğe
girdi.
Bazı
küçük
değişiklikler
dışında
1995
yılına
kadar
uygulamada
kaldı.
Fikri
ve
sınai
mülkiyet
hakları
üzerine,
küresel
nitelikli
en
son
düzenlemeler
Uruguay
Round
ile
yapılmıştır.
Uruguay
Round’un
tamamlanmasının
ardın
patent
verilebilmesi
için
gerekli
koşulları
tanımlayan
Dünya
Ticaret
Örgütü’nü
kuran
antlaşmanın
eki,
“Ticaretle
Bağlantılı
Fikri
Mülkiyet
Hakları
Anlaşması
(TRIP's)”
bu
konudaki
son
düzenlemeleri
içermektedir.
Türkiye’nin
fikri
mülkiyet
alanındaki
mevzuatı
TRIP’s
Konseyi’nde,
TRIP’s
Antlaşması’na
uygunluğu
bakımından
incelenmiş
olup
inceleme
başarıyla
sonuçlanmıştır.
Ticari
markaların
korunmasına
yönelik
ilk
düzenlemeler
ise,
İngiltere,
Amerika
Birleşik
Devletleri
ve
Fransa’da
1800’lü
yılların
ortalarında
ortaya
çıktı.
Düzenlemelerin
amacı;
tüketiciyi
sahte
markalara
karşı
korumaktı.
Dünyada
ki
ilk
marka
koruması
örneklerinden
biri,
1871
yılında
Osmanlı
Devleti
tarafından
kabul
edilerek
yürürlüğe
giren
“Eşya-i
Ticariyeye
Mahsus
Alamet-i
Farikalara
Dair
Nizamname”ydi.
Bu
nizamname
de,
patent
kanununda
olduğu
gibi,
o
dönemin
Fransız
Marka
Kanunu’ndan
alınmıştı.
Marka
kanunları,
Almanya’da
1874
yılında,
Japonya’da
da
1884
yıllarında
yürürlüğe
girdi.
Endüstriyel
tasarımların
korunmasına
yönelik,
dünya
üzerindeki
ilk
uygulama,
1711
yılında
Fransa’nın
Lion
kentinde
tekstil
dokumalarının
üzerindeki
tasarımların
korunması
ile
başlamıştır.
Amerika
Birleşik
Devletleri’nde
1842
yılında,
Almanya’da
1876
yılında
ve
Japonya’da
da
1888
yılında
bu
alandaki
mevzuatlar
yürürlüğe
girmiştir.
Türkiye’de
ise,
tasarımların
korunmasını
öngören
kanun
hükmünde
kararname,
ancak,
27
Haziran
1995
yılında
yürürlüğe
girmiştir.
|